2005 (Saldırıdan iki yıl önce, Malabami köyü) “Ege, azıcık gülümse, oğlum... Hazal, Resul’un saçını çekme... Ege, Görkem, Hazal, Dilek, Resul... Kim kaldı? Prenses!” Alper etrafına bakarak yüksek sesle “Benim prensesim nerede?” dedi, Elis kapıdan çıkıp babasının yeni aldığı spor ayakkabılarının bağcıklarını bağlamaya çalışırken cevap verdi: “Geliyorum, amca!” Alper Elis’in ayakkabılarla verdiği savaşı kısa bir süre keyifli bir gülümseme eşliğinde izlese de, dayanamayıp yardımına koştu. “Prenses, Yeni tarzın çok güzelmiş” diye gülümserken Elis’in buruşmuş yüzündeki acı çeken ifadeyle karşılaştı: - Babam hediye aldı, ama galiba bir daha giymeyeceğim. Çok zormuş. - Karşına çıkan ilk zorlukta pes edersen, yolun sonundaki manzarayı göremezsin, prenses. Elis amcasının dediklerini anlamamıştı. Alper yüz ifadesinden bunu hissetmiş olacak ki, “Büyüyünce anlarsın” dedi gülümseyerek. Sonra Elis’in elinden tutup meyve bahçesinin önüne götürdü ve uzun uğraşlar sonucu çocukları hizada ...