Ana içeriğe atla

Hafif acılar konuşabilir ama derin acılar dilsizdir...

 Alçak tavanlı yatak odasında korkarak yerinden fırladığında gece yarısıydı. Kabus gördüğü geceleri saymayı uzun süre önce bırakmıştı. Ne kadar sürdüğünü bilmiyordu ama ne zaman başladığı daha dün gibi aklındaydı. 23 yaşında olsa da, 10 yaşındayken yaşadığı kabusu hala unutamamıştı. O gün uyumadan kabus görmüştü, şimdiyse kabus onu uyuduğunda da yalnız bırakmıyordu. Her zamanki gibi yine düşüncelerinden kurtulmak için sağ tarafında mışıl-mışıl uyuyan küçük kıza baktı. Lina 14 yaşındaydı, esmer teni ve uzun kirpikleri aynı Elis’e çekmişti. Küçük burnu ona hep annesini hatırlatıyordu, gülünce kısılan gözleriyse babasını gözünde canlandırırdı.

Bu gece normalden daha çok uyanmıştı, hemen uyursa, tekrar kabus görmekten korktu. Aşağıya inip mutfağa giderken Lina’yı uyandırmamak için parmak ucunda geziyordu. Köydeki çoğu evden farklı olarak, onların evi iyi durumdaydı. En son 15 yıl önce tadilat yapılsa da, ev yeni gibi duruyordu. Yiyecek aramaya çıktığı zamanlarda bütün evleri gezmişti. Bazılarında adım atarken gıcırtı sesleri geliyordu. Hatta köyün en sonunda, kalabalıktan uzakta yerleşen yaşlı teyzenin evi az daha başına yıkılacaktı. Neyse ki, insanları tavuk keser gibi kesen “Rubin” çetesi yaşlı teyzenin ağaçların arasındaki evini farketmemişti, tavukları da, teyze de kurtulmuştu. Belgin teyze o olaydan sonra Elis’e çocuk bakmak, yemek yapmak, hatta odun kırmak dahil bildiği her şeyi anlatmıştı. Eğer çete Belgin hanımın evini farketseydi, Elis de, Lina da büyük ihtimalle şimdiye kadar ölmüş olurdu.

Mutfaktan su alıp içtikten sonra bir az dışarı çıkıp nefes aldı. Uyuyamayacağını anladığında oturma odasına geçip raftaki kitapların bir kaç tanesini aldı ve arkalarındaki gizli geçite doğum yılını yazdı: “1997”. Açılan gizli geçitten içeri girdi, ama kapıyı kapatmadı. Çünkü Lina da bazen geceleri uyanıyordu ve bir keresinde Elis geçidin kapısını kapattığı için onu bulamayıp ağlamaya başlamıştı. Kapı ve duvarlar sesgeçirmez olduğu için Elis çıktığında 4 yaşındakı küçük kardeşi perişan haldeydi. Bu sefer kapıyı açık bırakmakla çok doğru bir karar verdiğini daha kitabı okumaya yeni başlamışken içeri giren Lina’yı görünce anladı. “Yeraltından notlar” kitabını kapatıp kenara koydu, Lina’nın yüzüne baktı. Uykulu gözlerinde korku vardı, belli ki o da kabus görüp uyanmış, sarılmak için sol tarafına baktığında ablasını göremeyip aramaya çıkmıştı. Önceden olsa seslenir, ağlamaya başlardı. Bir süre ablası gelmezse, aramak için aşağı inerdi. Şimdiyse Elis’in gece uyanınca gizli odaya gidip kitap okuduğunu biliyordu, onu görmeyince direkt buraya gelmişti. Bir kaç adım atıp ablasına sarıldı, gözyaşlarını tutamayıp ağlamaya başladı. Elis Lina’yı kucağına oturtup saçlarını okşamaya başladı. Lina’nın ablasının kucağında uyuması beş dakika bile sürmedi. Elis kardeşi uyuduktan sonra yavaşça ayağa kalktı, onu uyandırmamaya özen göstererek yukarı çıktı ve Lina’yı yatağına yatırdı. Geri dönüp gizli geçidi kapattı, o da uyumaya gitti.

Sabah horozun ötme sesine uyandı. Gece yatağında düşündüklerini hatırladı: “Acaba diğer insanlar şimdi ne yapıyordur?” En son 12 yaşında başka bir insan görmüştü, o da Belgin hanım. Okuduğu kitaplar sayesinde dünyayı unutmuyordu. Sanki tüm yazarlar birleşmiş, ona hayatı anlatıyordu, ama geçmişi dünyayı keşfetmesine izin vermiyordu. Küçükken duyduğu çığlıklar hala kulağındaydı, hala küçük kardeşiyle gizli geçitte saklanıyormuş gibiydi, sesini çıkarırsa başına geleceklerden çok korkuyordu. Her ne kadar konuşamasa da, küçük kardeşiyle bir iletişim dili oluşturmuşlardı. Mesela, elindeki 3 parmağı kapatıp, açık kalan serçe parmağı ve başparmağını ters yönlere doğru hızlıca sallamak “Tehlike” demekti. “Malabami” köyüne kimse gelmediği için bu işaret çok gerek olmuyordu. İşaretlerle anlaşmaya Belgin hanım Elis’in dilinin açılma ihtimalinin çok az olduğunu fark edince başlamışlardı. Önce kızın dilini açmak, korkularını geçirmek için bir sürü yol denemiş, fakat her seferinde başarısız olmuştu. Bir gün kızlar için yumurta yaptığında Elis teşekkür etmek için karnına parmaklarıyla kalp çizince işaretlerle konuşmanın Elis’in çok işine yarayacağını farketti. Lina da zamanla Elis gibi işaretlerle konuşmaya başladı, 11 yıldır kimseyle konuşmadığı için artık o da sadece işaret dilini kullanıyordu. Elis yataktan kalkıp aşağı indi. Mutfakta yumurta kalmadığını görünce, bir kaç tane almak için bahçeye çıktı. Ve hayatının şokuyla karşılaştı. Elinde fotoğraf makinesi olan maskeli bir adam oyun sahasında resim çekiyordu.

Yorumlar